McKinsey’s Report on Cloud Computing
Recently McKinsey & Company published a report (you can access the report from here) on Cloud Computing, which I found quite interesting. According to some of the key findings of the report:
- Cloud computing is approaching to the “top” at Gartner Hype-Cycle.
Wikipedia says “This is the phase, a frenzy of publicity typically generates over-enthusiasm and unrealistic expectations. There may be some successful applications of a technology, but there are typically more failures.” about that part of the Hype-Cycle.
- Getting an industry “fix”on the definition of what a cloud actually is would be a good first step and we propose one for adoption here
- Clouds already make sense for many small and medium-size businesses, but technical, operational and financial hurdles will need to be overcome before clouds will be used extensively by large public and private enterprises
- Rather than create unrealizable expectations for “internal clouds,”CIOs should focus now on the immediate benefits of virtualizingserver storage, network operations, and other critical building blocks
- Users, hardware vendors and service suppliers can take specific steps to ensure the successful adoption of cloud technology—and prevent it from getting stuck in the “trough of disillusionment”
I wonder when we will see the next phase, “Trough of Disillusionment”.
Adriana is Following Me!
According a recent twitter notification I received, Adriana Lima is following me on twitter.
I am already following her twitter updates, but for sure I’ll be following her on every Victoria’s Secret Show too.
Update
Efendim bloguma yaz(a)mamaktan muzdaripim. Kısaca bir kaç konuda bir kaç yazmak istediğim var, sonra umarim blogum eski guzel gunlerine donucek… Oncelikle son gunlerde takribi gunde 15 kere dinleyip hala sıkılmadığım Waldeck - Memories…
Sonra bugun Barselona’da sona eren Mobile World Congress’de “Best Mobile Advertising Service” odulunu ulkemizden Turkcell‘in TonlaKazan servisi aldi.
Bir de son girdimden bu yana hayatimda ilk kez bir kis sporu ile yakinlasip “board” yapma girisiminde bulundum… Buyuk keyifmis cidden…
Yeni Yayın Dönemi
Neredeyse 2 ay olmuş blogumu güncellemeyeli. Bu konuda, birazdan bahsedecegim, çok sayıda bahanem var. Ama ben de biliyorum ki bunların hepsi aslında bahane… Bu sırada da internette ve kendi çevremin blogosferinde neler oldu neler. Seçkin Tamgaz blogosferde kaldığı yereden bomba yazılarla -kendi deyimiyle serileri ile- yeniden aramızda, Sırma hakeza. Diğer yanda -çok alakasız olsa da- global mali kriz derken WRC’de Japon takım kalmadı Honda da Formula 1′den çekildi, “Hauptstadt Kitsch”* eseriyle tanıdığımız sürrealist Belediye Başkanı Melih Gökçek “nasıl tartışılır” konusunda hem Kemal Kılıçdaroğlu’na hem de Uğur Dündar’a zorlu bir ders verdi ki Halil Bezmen’in bekçisine yaptıklarından sonra ben olsam Uğur Bey’i kızdırmazdım. Bu tartışma ile Ege Kayacan’ın tespiti okunmaya değer.
Gelelim bahanelerimize… Hayatımdaki değişikliklere adapte olmakla ilgili genellikle. Öncelikle ilki : 1 Ağustos 2003 tarihinde Meteksan Sistem’de başladığım ilk işimden 5 Aralık 2008 tarihinde ayrıldım. hesaplayınca 5.5 yıl olmuş nerdeyse… Bu sürede insanların nerdeyseTıp Lisansı okuduğu düşünülürse çok zaman geçmiş cidden. Bu süreye bi de 4 yıl üniversite süresini eklersem 9.5 yıldır hergün gidip geldiğim Bilkent’ten bir miktar uzaklaşmış olucam. Neyse değişiklik iyidir diyelim. Sonraki bahane : Blogumu yeni sunucuya tasımak zorunda kalmıs olmam sonrası, blogumun eskiye göre biraz yavaşlamış olmasının yarattığı yazma isteksizliği. Değişiklikten başlamışken bi bahane de işletim sistemi değişikliği… Sayın Ali Ha sayesinde artık ben de bir Mac OS X kullanıcısı oldum ki bu konuda bir baska yazı yazabilirim.
Simdilik benden bu kadar. Bahanelerimi kabul ettikten sonra sanırım daha sık yazmaya başlarım…
* Bu kavram Memduh ile ortak yapımımızdır, yakında bu konuda yepyeni girişimlerimiz olacaktır.
Bu Siteye Erişim Mahkeme Kararıyla Zorlaştırılmıştır
Ülkemizde YouTube, Wordpress -ve binlercesi- derken İnternet’te sansüre artık tepkisiz kalır hale geldik. Son olarak Google’ın blog servisi Blogger‘a gelen engelleme ile ilgili hiç birşey yazasım da gelmedi. Ama son günlerde en keyifle okuduğum bloglardan Modern Sabahlar’dan Ege Kayacan’ın blogundaki yazılar ve “Berlin’den bir okuyucumuzun” isteği üzerine ben de bu konuda birşeyler yazayım dedim.
Konu bir miktar da hassas bir konu olması itibariyle üzerine birşeyler söylemek çok kolay değil. Bir yandan absürd ve komik. Dolayısıyla böyle bir yaklaşım da mümkün ama bir yandan da utanç verici ve karamsar. Önce biraz daha eğlenceli yanından başlarsak üzerine yazılan çizilenlerden bir kaçı :
- İnternet Yazıhanesi (Ege Kayacan’dan)
- Doğrusu Bu (Gene aynı blogdan)
- Penguen’in Bugünkü Kapağı
Diğer taraftan utanç verici ve karamsar yan daha önceki engellemeler gibi Blogger vakasında da karar verenlerin internet, beraberinde getirdiği iş modelleri ve serbestlik gibi kavramlardan bu kadar bihaber olması. Son Blogger vakasında Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldır-ım’ın (Mustafa Balbay taktiği yapıyım dedim) açıklamaları “Ben YouTube’um, ben Facebook’um bana kimse karışamaz’ diyemez. Keyfilik asla. Bu ülkede para kazanıyorsa, vergisini verip kaydını yaptıracak” şeklinde. Bu açıklama gerçekten devletimizin bir bakanının aczinin ve hiç bir katma değer sağlamadan çıkar elde etmeye ne kadar alıştığını göstermesi açısından karamsar. Penguen’in kapağı da konunun nerelere gelebileceği konusunda iyi bir yaklaşım.
Diğer bir karamsar nokta da Blogger’a erişimin şimdilik “Yeterli delilin olmaması nedeni ile” serbest bırakılmış olması. Yani bu açıklamaya göre site yeterli delil olmadan kapatılmış ve muhtemelen gelen tepkiler nedeniyle yeterli delil toplanana kadar engelleme kaldırılmış. Bu suçu kanıtlanmamış bir şeye ceza verilmesi itibariyle hukuki açıdan ayrı bir fiyasko.
Diğer yandan işin teknik boyutuna bakarsak yukarıda linkini verdiğim “Doğrusu Bu” yazısında bahsedilen konu. Bu engellemeler yine bu kararı alanların İnternet konusundaki bilgisizliğinin bir göstergesi. Bu girişimler engellemeden çok bir zorlaştırmadan ibaret.-bkz : Yasakların Faydası- Ülkemizde çoğu “zorlaştırma” sadece alan adına yönelik yapılıyor. Yani ülkedeki İnternet Servis Sağlayıcılar (İSSler) Telekomünikasyon Kurumu’nun (TK) kararı ile engellenen alan adını bir DNS kaydı girerek yine TK’da duran engelleme yazısını barındıran web sayfasına yönlendiriyor. Kurtulunması en kolay “zorlaştırma” bu. Bu durumda bilgisayarınızda DNS olarak OpenDNS servisini kullanarak bu “zorlaştırmayı” aşmak mümkün.
“Zorlaştırma” metodu neye göre farklılık gösteriyor bilmiyorum ama bazı durumlarda sevgili TK zorlaştırmayı IP adresi bazında yapıyor. Bunu da sadece DNS ile aşmak mümkün değil. Ama bunu aşmak için de çeşitli metodlar var. Bunlardan en yaygını ktunnel gibi vekil siteler kullanmak. Diğer yaygın bir metod da Hotspot Shield türü bir araçla istenilen siteye engellemenin olmadığı bir nokta üzerinden ulaşmak. Bu servislerinnegatif olarak değerlendirilebilecek yanı isefazla güvenilemeyen bir yerden kendi trafiğinizi geçiriyor olmanız. Böyle bir yerden de yapılabilecek işler kısıtlı.
En iyi, fakat bir miktar maliyetli olabilecek çözüm ise yine engellemenin olmadığı bir noktada kendinize ait sanal yada gerçek bir sunucu edinmek. Yani yurtdışında VPS (Virtual Private Server -Sanal Özel Sunucu-) yada Adanmış Sunucu (Dedicated Server) almak/kiralamak. Daha sonra da İnternet trafiğinizi VPN yada SOCKS protokolleri ile bu sunucuya yönlendirmek. Tabii ki bu son yöntem “şimdilik” çok yayılmaya uygun görünmese de bu yasaklara kadar ülkede DNS, VPN gibi kavramlara bu kadar yakınlık çok öngörülebilir değildi. Ne olacağı belli mi olur…
RTE’nin İnovatif Ekonomik Kriz Önlem Paketi


